|
Perşembe, 28 Aralık 2006 |
Kendimi bildim bileli işkence sözünü duyarım. Bu sözcükle birlikte yürüyen bir Cumhuriyet’e sahip olduğumuzu biliyorum. Özellikle 12 Mart ve 12 Eylül dönemlerinde, bu sözcüğün çok kullanıldığına tanığım. Çok işkence yapıldığından, çok kullanılan bir sözcük olarak varlığını koruyor bu kavram!..
Bu gün (25.12.06) yarı resmi Zaman gazetesinde bir haber: “İşkence yapana değil bana soruşturma açıldı”
“TBMM İnsan Hakları Komisyonu eski Başkanı Sema Pişkinsüt, görevi süresince insan hakları ihlallerine ilişkin yaptığı tespitlere rağmen sorumlular hakkında soruşturma açılmadığını, aksine kendisi hakkında halen devam eden soruşturmalar olduğunu söyledi.”
Keşke, hanım kardeşimiz, iktidardayken bu görüşlerini bizimle paylaşsaydı!..
“Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın (THİV) düzenlediği Birleşmiş Milletler İşkencenin Önlenmesi Sözleşmesi’nin Seçmeli Protokolü toplantısında konuşan Dr. Sema Pişkinsüt, ulusal mekanizmaların önemine vurgu yaptı...”
Sermayenin çıkarları için yaşamsal bir öğe olan işkencenin, ulusal mekanizmaları nasıl geliştirilecek? Bayağı merak ettiğim bir konu!..
“…1998-2000 yıllarında 12 ilde gerçekleştirdikleri ziyaretlerle ilgili bilgi veren Pişkinsüt, Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı olduğu dönemde kendisine komisyonun ‘adam yeme yeri’ olarak söylendiğini belirtti. Yaşadığı deneyimin de bunu doğruladığını kaydeden Pişkinsüt, ziyaretlerde yaklaşım 4 bin 200 mahkumla görüştüklerini anlattı.”
Bir şey olup bittikten, birçok insanı mağdur bıraktıktan sonra, dile getirilince, hiç de inandırıcı bir gerçek olarak yaşamaya başlamıyor. Ölü doğan bir bebek gibi, sessizce varlığını sürdürüyor…
|