header image
Ana Sayfa arrow Gezi arrow Karanlık Almanya'da sıcak bir dost: Münih - 2
Karanlık Almanya'da sıcak bir dost: Münih - 2 Yazdır
Pazartesi, 06 Mart 2006
Cemal Bulunmaz

Sanırım Türkiyeliler arasında Almanya’da akrabası olmayan hemen hemen yoktur. Benim Münih’te yaşayan akrabam ise anneannemin ablası. Türkiye’den Almanya’ya geleli hemen hemen kırk yıl olmuş. Öyküsü tüm “gurbetçilerle” aynı. Büyük umutlarla ve vazgeçilen topraklarla başlayan karanlık bir serüven... “Hans”ın fabrikasında, “Helga”nın evinde ağır işçilik, Mercedes’lerle memlekete dönüş, kaybolan ikinci ve üçüncü nesil, sonunda da “Türk asıllı Almanlar”…

“Teyzem” dediğim akrabam 70 yaşında ancak çok daha genç, çok daha dinç duruyor. Doğruyu söylemek gerekirse bunu kalıtımsal özelliklerine olduğu kadar Alman sağlık sistemine de borçlu. Kendisi emekli ve şehrin merkezinde sayılabilecek bir dairede tek başına oturuyor. Üç oğlundan ikisi Almanya’da taksi şöförü, biri ise “ne olursa olsun memleketimden ayrı kalmam” diyerek Türkiye’de kalmayı tercih etmiş, İzmir’de yaşıyor. Teyzemin yaşını daha da genç gösteren iki kapılı BMW marka bir spor arabası var. Boş zamanlarında Münih’te yaşayan diğer Türkleri ziyaret ediyor, sıkıldığında Tüm Almanya’da bulunan “Bit pazarları”nda eski eşyalarını satıyor.

Bir sonraki günümde teyzem bana eşlik ediyor, beni kendi gezdirmek istediğini söylüyor. Yola hazırlıklı çıkıyoruz, ceplerimiz çikolata ve meyvesuyu dolu… Sabah erken saatte yürüyerek metroya ve metroyla da Münih Olimpiyat Köyü’ne gidiyoruz.

Münih’in içinde bulunan bu kompleks 1972’de yapılan Münih Olimpiyatları için inşa edilmiş. O günün koşulları göz önünde bulundurulduğunda gerçekten büyük ve kapsamlı bir yer. Stadyum, olimpik yüzme havuzu ve diğer tesisler bugün Münih’lilere açık, herkes tarafından kullanılabiliyor. Münih Olimpiyatları, hala kırılamayan pek çok rekorla hatırlanıyor. Oyunlarda 121 ülkeden 7173 sporcu yer almış ve 195 oyun gerçekleştirilmiş. 1972 yılında yapılan bu olimpiyatlar bir terör eylemine de sahne olmuş. İlk on gün tüm oyunlar coşkuyla devam ederken, 5 Eylül 1972’de sekiz Filistinli terörist hala devam eden İsrail’in Filistin’i işgaline tepki olarak iki İsrailli sporcuyu öldürmüş. Kurtarma operasyonunda ise beş Filistinli terörist, dokuz İsrailli sporcu ve bir Alman polis daha yaşamını yitirmiş.

Münih Olimpiyat Köyü’nde dolaşırken gözlerim kamaşıyor. Asansörle kuleye çıkıyor ve tüm köyü ayaklarımın altında görüyorum. Mola vermek için olimpik yüzme havuzuna gidiyoruz. Burada orta yaşlarda bir adam bana yaklaşıyor ve neden havuza girmediğimizi soruyor. Geçiştirmek için mayom olmadığını söylediğimde ise yanıtı “ne yazık, yaz aylarında olsaydık Isar (Münih’in içinden geçen nehir) kıyısında çıplak olarak nehre girebileceğin adalar vardı” oluyor… Adama kibarca gülümserken içimden kültürümüzün henüz buna hazır olmadığını geçiriyor, yakın zamanda da olmamasını umuyorum. Tabii ki bu konuda Münihlilere söyleyecek bir sözüm yok, ben yalnızca şehre göz atmaya gelmiş bir turistim…

Dev kompleksten çıkıp tekrar metroya biniyoruz. Bu seferki durağımız şaşkınlıktan dakikalarca ağzımı açık bırakacak Deutsche Museum. Burası Almanya’nın en büyük müzesi ve hem Almanya’nın ulusal teknolojik gelişimini hem de Endüstri Devrimi’ni “yaşayabileceğiniz” bir hazine. Kelimenin tam anlamıyla Deutsche Museum’da kayboluyoruz ve saatlerce içeride kalıyoruz.

Üst katta otomobil, demiryolları, havacılık ve denizcilik ile ilgili pek çok araç bulunuyor. Çocukluğumda her birini ansiklopedilerden tek tek incelediğim, resimlerini yaptığım pek çok efsanevi araca burada dokunabiliyorum, tüm bilinçaltım bir bir açığa çıkıyor. BMW’nin ölümsüz klasiği 1955 model Z8’in önünde fotoğraf çektiriyor, İkinci Dünya Savaşı’ nın ünlü pilotu Kızıl Baron’ un uçağının önünde dakikalarca kalıyor, bu sanayi devi ülkenin dirhem dirhem kurulmasında bütün yükü çeken yaşlı lokomotiflere hayran gözlerle bakıyorum.

Şaşkın bir turist olarak üst katta geçirdiğim üç saatin ardından müzenin bittiğini düşünürken oklar beni asıl sürprize götürüyor: Müzenin bütün alt katını kaplayan kömür madenine…

Bu yer bir kömür madeni biçiminde yapılmış ve kömür madenlerinin başlangıcından bugüne öyküsünü anlatıyor. Basit aletler ve her gün onlarca işçinin yaşamını yitirdiği ilkel koşullarla başlayan bu öykü tüm Deutsche Museum ’un atında dolaşıyor ve sonunda bugünün modern aletlerine kadar varıyor. Bu yer öyle uzun ki zaman zaman teyzemle kaybolduğumuzu düşünüyor, danışmanın telefonunu arıyoruz, zaman zaman uzun molalar verip cebimizdeki çikolataları yiyoruz. Bu kömür madeninde ziyaretçilerin yürüdüğü patika da gerçek bir kömür madeni biçiminde yapılmış ve bu yüzden bütün atmosferi yaşayabiliyorsunuz. Sık sık mankenler yerleştirilmiş ve çalışmanın aşamaları tüm noktalarıyla yansıtılmış. İki-üç saat de burada geçiriyoruz ve çıktığımızda kesinlikle Deutsche Museum’a gelmeden önceki ben değilim.

Benim için çok ilginç olan bir nokta ise o anda elimde Emile Zola’nın Germinal’inin olması. 1850’lerin Fransa’sında kömür madeninde çalışarak geçinen bir kasabanın ve madenlerde yaşanan acıların anlatıldığı Germinal’in üzerine Deutsche Museum’un alt katındaki bu madeni gezmek bende iki katı fazla etki yaratıyor.

Devam Edecek

Bizim Avrupa Gazetesi'nde yayımlanmıştır.
< Prev   Next >
Duyuru
Hilmi Bulunmaz'ın yağlıboya tablolarını satınalabilirsiniz
Image






Satınalabileceğiniz tabloları görmek için tıklayın
Link
Image








OYUN
aylık tiyatro dergisi

www.tiyatroyun.com

Hilmi Bulunmaz'ın çıkardığı aylık tiyatro dergisinin web sitesini ziyaret etmek için tıklayın.
En çok okunanlar
Sitede kim var?
Şuan 35412 misafir çevrimiçi