|
Pazartesi, 07 Ağustos 2006 |
Ege’de bitirdi liseyi. Üniversitede okumak için İstanbul’u düşündü yıllarca. Sınava girdi. Kazanamadı. Kaybetti. Birilerinin kazandığı kavgada yenik düştü…
Ne yapacağını bilemiyordu. Okuduğu roman bozuntusu kitaplardaki gibi değildi yaşam. Edebiyat diye yutturulan naneden daha gerçekçiydi. Daha sert ve daha öğreticiydi…
|
|
Devamı...
|
|
|
Salı, 25 Temmuz 2006 |
Karadeniz’in doğusundan gelmişti İstanbul’a. Gençliğin neden olduğu deneyimsizliğe sahip olması, en büyük şanssızlığıydı…
Hep bir şeyler anlatılır ve anlatılanlar kulağına değerdi. Hiç de inandırıcı olmayan bu anlatılar, gencin yüreğinde dindirilmesi olanaksız fırtınalar oluştururdu…
|
|
Devamı...
|
|
|
Perşembe, 13 Temmuz 2006 |
İç Anadolu kentlerinin birinden otobüse bindi. Homurdanan ve sürekli yağ yakan otobüs, kısa aralıklarla büyük molalar vererek İstanbul’a vardığında, televizyonlarda izlediği kentin hiç de sanıldığı gibi olmadığını gördü…
Harem denilen yerin bu denli karmaşık ve anlaşılmaz bir durumda olduğunu yemin billah anlatsalar inanmazdı. O da inanmadı ve muavine sormak zorunda kaldı; “Harem burası mı?..”
Otobüsten indi, arabalı vapura bindi. Yarım saat içinde Asya’dan Avrupa’ya sıçrayıverdi…
Sirkeci ve Sultanahmet denilen semtlerin adını sıkça duymuştu. Hem köy kahvesinde ve hem de televizyonda sıkça duyduğu bu semtlerin arasının bu denli yakın olduğunu coşkulu yürümesi sayesinde duyumsayamadı…
|
|
Devamı...
|
|
|
Salı, 11 Temmuz 2006 |
Kafamda meşguliyet oluşturan birçok konu var. Bunlardan biri de “batan ülkenin yatan insanları” öyküleri. Özellikle “dünyanın başkenti” olarak nitelenen Sultanahmet’te çektiğim fotoğraflardan yola çıkarak hazırlamak istediğim öyküler, özneden duruma giden bir seyir izleyecek…
Beni insanlığın tüm halleri yakından ilgilendiriyor. İnsanlığın içinde bulunduğu kıstırılmışlık nedeniyle insanları çok “sevmesem” de sanatsal düzleme taşımakta bir sakınca görmüyorum…
|
|
Devamı...
|
|
|